Not 01/Makro · Türkiye
/Yatırım haritası
Dezenflasyon sonrası Türkiye yatırım haritası
Dezenflasyonun açtığı pencere, sermaye maliyetindeki
normalleşme ve ihracat kapasitesi: yatırım kararını üç katmanda okumak için bir
çerçeve.
Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon ve sıkı finansman koşullarının ardından daha
öngörülebilir bir döneme giriyor. Dünya Bankası ve IMF verilerine göre 2025’te GSYH
1,60 trilyon dolar, mal ve hizmet ihracatı 396,9 milyar dolar, nüfus 85,9 milyon
düzeyinde. Tüketici enflasyonu yüzde 34,9; 2026 tahmini yüzde 31,2, reel büyüme
tahmini ise yüzde 2,7.
Bu tablonun yatırım açısından anlamı, nominal büyüme ile reel büyüme arasındaki
farkın daralması. Satıcı beklentileri ile alıcı disiplini yeniden dengelenirken,
şirketlerin fiyatlama gücü ve nakit dönüşümü daha görünür hâle geliyor. Dezenflasyon
tek başına kâr üretmez; yalnızca doğru şirketi yanlış şirketten ayırmanın maliyetini
düşürür.
Sektör seçiminde üç filtre
- İhracat kapasitesi: döviz geliri, sınır ötesi müşteri ilişkisi
ve lojistik olarak erişilebilir pazarlar.
- Fiyatlama gücü: maliyet artışını müşteri kaybetmeden fiyata
yansıtabilme; sektörden çok şirket özelliği.
- Döviz dengesi: doğal koruma oranı, borç para birimi ve vade
yapısı birlikte okunmalı.
Doğrudan yabancı yatırımın GSYH içindeki payının yüzde 0,81’de kalması, kurumsal
sermaye ile henüz tanışmamış şirketlerin varlığına işaret ediyor. Bu şirketlerde
yönetişim ve raporlama standardının yükseltilmesi, yatırımın en somut katma değeri
olarak öne çıkıyor.
“Dezenflasyon, yatırımcıya otomatik olarak kâr getirmez.
Sadece doğru şirketi yanlış şirketten ayırmanın maliyetini düşürür.”
Riskler: atalet, düzenleme, jeopolitik
Enflasyon düşerken fiyatlama alışkanlıklarının hemen değişmemesi marjları geçici
olarak şişirebilir. Düzenleyici çerçeve teknoloji, finans ve veri alanlarında hızla
değişiyor; lisans kapsamı ve sınır ötesi veri aktarımı yatırım öncesinde
netleştirilmeli. Jeopolitik gerilimler ve küresel sermaye akımları ise ihracat ve
finansman planlarını doğrudan etkiliyor.
Not 02/Yapay zekâ
/Değerleme
Yapay zekâ yatırımı: anlatı değil, nakit akışı
Teknoloji gündeminin en hızlı büyüyen başlığı, yatırım
masasında en yavaş doğrulanan başlık. Bu farkı kapatmak için üç ölçü ve üç risk.
Yapay zekâ, kurumsal yazılım ve hizmet pazarının gündemini belirleyen ana başlık
hâline geldi. Şirketler yeni modeller, ajanlar ve otomasyon çözümleriyle tanışırken,
yatırımcılar bu dönüşümün hangi iş modellerinde kalıcı değer üreteceğini anlamaya
çalışıyor. Ancak teknolojiye ilişkin beklenti ile finansal tablolara yansıyan sonuç
arasındaki mesafe hâlâ geniş.
Bir yapay zekâ ürününün değeri, modelin kapasitesiyle değil; hangi iş akışına
yerleştiği, hangi maliyeti düşürdüğü ve bu etkinin tekrarlanabilir olup olmadığıyla
ölçülmeli. Aynı temel modelleri kullanan onlarca şirketin benzer ürünler sunabildiği
bir ortamda rekabet avantajı; veri varlığı, entegrasyon derinliği, sektör bilgisi ve
dağıtım ağından geliyor.
Üç somut ölçüt
- Ölçülebilir verimlilik: ürün, müşterinin belirli bir sürecinde
ne kadar zaman veya maliyet tasarrufu sağlıyor? Pilot aşamasında ölçülmeli, üretim
kullanımında doğrulanmalı.
- Tekrarlayan gelir: gelirin ne kadarı yenilemeye ve kullanım
artışına bağlı? Tek seferlik proje gelirleri büyümeyi kırılganlaştırır.
- Devreye alma: kurulum süresi, ekip ihtiyacı ve hizmet maliyeti
ölçeklenebilir mi? Veri hazırlığı ve entegrasyon ciddi emek gerektirir.
“Bir modelin kapasitesi bir mühendislik başarısıdır; yatırım
tezi ise o kapasitenin hangi bilançoda ne kadar nakit ürettiğidir.”
Üç risk başlığı
Tedarikçi bağımlılığı: temel model üçüncü bir sağlayıcıdan
alınıyorsa fiyat değişimleri, hizmet koşulları ve teknolojik ikame riski doğrudan
maliyet yapısına yansır. Veri hakları: modelin eğitildiği verinin
hukuki dayanağı ve müşteri verisinin işlenme biçimi, yatırımın sürdürülebilirliğini
belirler. Model denetimi: çıktı kalitesi, yanlılık yönetimi, sürüm
kontrolü ve olay müdahale planı olmayan sistemler kurumsal müşteri için kabul
edilebilir değil.
Değerleme, üç senaryo üzerine kuruluyor: temel, iyimser ve stres. Şirketin değeri,
iyimser senaryoda ulaşabileceği seviyeden çok, stres senaryosunda ayakta kalıp
kalamayacağıyla ilgili. Bu nedenle yatırım dosyasında stres senaryosunun nakit
sonucu ayrıca yazılıyor.
Not 03/Fintech + SaaS
/Kontrol listesi
Fintech ve kurumsal yazılımda değerleme
İşlem hacmi büyürken kâr marjı daralıyorsa, değerleme
sorusu yanlış soruluyor demektir. İki sektör, ortak mantık, ayrı göstergeler.
Fintech’te ilk bakılması gereken gösterge işlem hacmi değil, komisyon oranı. Hacim
artarken komisyon oranı düşüyorsa şirket pazar payı için fiyat taviz veriyor olabilir.
İkinci gösterge kayıp oranı: dolandırıcılık, ters ibraz ve kredi zararı büyümeyle
birlikte artabiliyor. Üçüncüsü uyum maliyeti; lisans, raporlama, müşteri tanıma ve
işlem izleme, büyümenin görünmeyen vergisi.
Kurumsal yazılımda merkezde yapışkanlık var. Net gelir tutundurma oranı yüzde 100’ün
altındaysa şirket büyümek için sürekli yeni müşteri kazanmak zorunda; bu da satış
maliyetlerini ve nakit ihtiyacını artırıyor. Brüt yenileme oranı tek başına yeterli
değil; kaybedilen müşterilerin büyüklüğü ve kayıp nedenleri de sınıflandırılmalı.
Hizmet gelirlerinin payı yüksekse, yazılım çarpanıyla değerlenmek için ürünleşme
oranının artması gerekiyor.
Altı kırmızı bayrak
- Gelir muhasebeleşmiş, ancak tahsilat kayıtları doğrulanamıyor.
- Lisans kapsamı dışında faaliyet veya belirsiz lisans statüsü.
- Kayıp oranı gelir artışıyla birlikte yükseliyor.
- En büyük müşterinin payı azaltılamıyor.
- Kilit mühendis ve ürün liderleri için elde tutma planı yok.
- Fikrî mülkiyet ve veri haklarının şirkete ait olduğu belgelenemiyor.
“İyi bir fiyat, kötü bir yapıyı telafi etmez.”
Not 04/İnsan sermayesi
/Araştırma kültürü
Yatırımda insan sermayesi: araştırma kültürü neden kazandırır?
Modeller, tablolar ve senaryolar bir yatırımın görünen
yüzü. Görünmeyen yüzü ise bu çıktıları üreten ekip.
Yatırım süreçleri genellikle finansal model üzerinden anlatılır: gelir projeksiyonu,
maliyet varsayımı, çıkış çarpanı. Ancak bu modelin arkasında bir araştırma hattı var.
Verinin toplanması, temizlenmesi, karşılaştırılabilir hâle getirilmesi ve karar
notuna dönüştürülmesi; çoğu zaman görünmeyen ama sonucu belirleyen bir emek. Bu emek
kurumsallaşmadığında yatırım kararları kişisel ilişkilere ve güncel heyecana daha
açık hâle geliyor.
Araştırma kapasitesi bir kerelik yetenek değil; süreklilik, kayıt disiplini ve
eğitimle kurulan bir altyapı. Bu altyapının üç çıktısı var: sektör haritası, şirket
havuzu ve karşılaştırılabilir veri seti. Üçü düzenli güncellenmediğinde ekip her
projede sıfırdan başlıyor; bu da hem zaman hem kalite kaybı demek.
Veri hijyeni ve karar notu
Her veri seti kaynağı, erişim tarihi, tanımı ve olası kısıtlarıyla kaydedilir. Aynı
gösterge için iki kaynak çeliştiğinde fark açıkça gösterilir. Karar notu ise
araştırmanın ürüne dönüştüğü yer: tez, kanıt, karşıt görüş, varsayımlar ve vazgeçme
koşulları birlikte yazılır. Notun sonundaki “hangi durumda vazgeçeriz?” sorusu, en az
yatırım gerekçesi kadar önemli.
- Dosya hazırlama süresi: ilk karar notunun ne kadar sürede
üretildiği, araştırma kapasitesinin somut göstergesi.
- Kaynak doğrulama oranı: her dosyada kaç verinin birincil
kaynağa kadar doğrulandığı kaydedilir.
- Geriye dönük isabet: altı ay önce yazılan varsayımların ne
kadarı gerçekleşti?
“Ekip kültürü, toplantı sayısıyla değil; üretilen kayıtların
kalitesiyle ölçülür.”
Türkiye’de finans ve teknoloji yatırımları büyürken araştırma kapasitesine sahip
yetenek bulmak zorlaşıyor. Açığın iki kaynağı var: akademik eğitim ile piyasa
pratiği arasındaki kopukluk ve yatırım ekiplerinin araştırmayı bir maliyet kalemi
olarak görmesi. Çözüm, araştırmayı bir “yatırım altyapısı” olarak konumlandırmak ve
vaka çalışmalarıyla desteklenen bir eğitim hattı kurmak.